Salavat Nedir ? ( Okunuşu Ve Anlamı )

Salavat birçok şekilde getirilebilir. En kısa şekli: “Âllâhümme salli alâ Muhammed.”

Anlamı: “Allâh’ım, Efendimiz, büyüğümüz Muhammed’e, salatu selam eyle.” demektir.

Allah’ın salat etmesi rahmet, meleklerinki dua, müminlerinki ise Onun şefaatini taleptir. Salevat kısaca, Allahümme salli ala Muhammed ve ala âli Muhammed demektir.

Namazda Ettehiyyatüden sonra okuduğumuz Salli Barikler de salevattır. Salevat-ı şerife okumanın fazileti büyüktür. Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (Kıyamette bana en yakın olan, en çok salevat getirendir.) [Tirmizi]

(Sabah-akşam on salevat getiren, kıyamette şefaatime kavuşur.) [Taberani] (Salevat sizin için zekattır.) [I.Hibban] [Burada zekat, temizlik, günahların affıdır.]

(Cuma günleri bana 80 salevat okuyanın 80 yıllık günahı affolur.) [Şir’a] (Günde yüz salevat okuyan, kıyamette şehidlerle beraber olur.) [Taberani]

SALAVAT İLE İLGİLİ AYET

Âyet-i kerimede buyrulur:

“Şüphesiz ki Allah ve melekleri, Peygamber’e -sallâllâhu aleyhi ve sellem- çokça salât ederler. Ey mü’minler, siz de O’na salevât getirin ve tam bir teslîmiyetle selâm verin!” (el-Ahzâb, 56)

Cenâb-ı Hak ve sayılarını O’ndan başka kimsenin bilemediği melekleri, Peygamber Efendimize -sallâllâhu aleyhi ve sellem- devamlı salât etmektedirler. O hâlde biz de hayatımızın her ânında Resûlullah’ı -sallâllâhu aleyhi ve sellem- hatırlamalı, O’na tam mânâsıyla teslîm olmalı ve çokça salât ü selâm göndermeliyiz. Zira “İsim, müsemmâyı celbeder.” hakîkati mûcibince her salevât-ı şerîfe, bize Peygamber Efendimizin -sallâllâhu aleyhi ve sellem- yüksek ahlâkını, müstesnâ fazîletlerini hatırlatarak Oʼnunla kalbî irtibâtımızı daha canlı tutmamızı temin eder.

SALAVAT İLE İLGİLİ HADİS

Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuşlardır:

“Yanında anıldığım kişi bana tam bir salât ü selâm getirmezse o benden değildir, ben de ondan değilim. Allâh’ım! Benimle alâkasını devam ettirenle Sen de alâkanı devam ettir. Benimle alâkasını kesenle Sen de alâkanı kes.”(Deylemî, el-Firdevs, III, 634)

“Cimri, yanında adım anıldığı hâlde bana salât ü selâm getirmeyen kimsedir.” (Tirmizî, Deavât, 100)

“Kim bana salât ü selâm getirmeyi unutursa cennetin yolunu şaşırır.” (İbni Mâce, İkâmet, 25)

“Cenâb-ı Hakk’a yarın rızâya ermiş olarak mülâki olmak arzusunda bulunanlar bana çokça salât göndersinler.” (Ali el-Müttakî, I, 504/2229)

“Tahkîkan sizden bana en yakın olan kimse beni çokça salât ve selâmla yâd edenlerdir.” (Tirmizî, Vitr, 21/484)

“İhtiyâcı bulunan bir şeyi te’minde zorluğa düşen bir kimse bana çokça salât ve selâm göndersin. Tahkîkan salât ve selâm gam ve kederleri izâle eyler, rızıkları bollaştırır ve müşkilleri halletmek için yegâne bir vesiledir.” (Kenzü’l-İrfân, 5)